22 Şubat 2007 Perşembe

YENİ İLETİŞİM ORTAMLARI VE ETKİLEŞİM - ULUSLARARASI KONFERANSI


Türkiye'nin akademik düzeyde düzenlenecek ilk yeni medya konferansı, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından 1-3 Kasım 2007 tarihlerinde "YENİ ETKİLEŞİM ORTAMLARI VE ETKİLEŞİM ULUSLARARASI KONFERANSI" İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Harbiye Musin Ertuğrul Sahnesi’nde gerçekleşecek..

Marmara İletişim'in internet sitesinde (http://www.milef.com) konferansın amacı şu şekilde açıklanıyor:

"Günlük yaşamın her alanında karşımıza çıkan “Yeni Ortamlar”, yaşayış tarzımızdan alışkanlıklarımıza, dünya görüşümüzden küresel politikalara kadar geniş bir perspektifte hayatımıza nüfuz etmektedir. Bu süreç içerisinde toplumsal kaygılar, yerini bireysel kaygılara bırakarak, toplumdan ziyade bireylerin tek tek ön plana çıktığı bir ortam oluşmaya başlamıştır.

“Yeni” sıfatı her ne kadar teknoloji ile birlikte kullanıldığında anlamını kronolojik olarak çabuk yitirse de, amacımız bu sıfatın nitelediği “Medya”, “Ekonomi”, “Reklamcılık” "Sosyoloji" ve “Psikoloji” gibi kavramlara ne tür bir yenilik kattığı konusuna değinmek ve ardından, asıl odak noktası olan “yeni iletişim ortamları” konusunda derinleşmek olacaktır."

Konferansı düzenleyen organize eden ve destekleyen herkese teşekkürler..

UYGUNSUZ GERÇEK: AL GORE’UN “YENİ KONUMLANDIRMA” PROJESİ Mİ?

Al Gore’un küresel ısınmaya karşı bayrak açtığı “Uygunsuz Gerçek”, Türkiye’de Garanti Bankası’nın çevreci konumlandırmasına uygun olarak ve bu marka ilişkilendirmesini pekiştiren başarılı sponsorluğuyla sinemalarda gösterime girdi.

Garanti Bankası, bu film gösterim sponsorluğu çerçevesinde yeni çevreci kredi kartını filmin konseptine uygun bir ürün olarak TV reklamı desteğiyle lanse etti. Lansmanın tonu “Bunu biz yaptık!” sloganıyla ve uçsuz bucaksız buzulların üzerinde çaresiz kutup ayısı görseliyle ikna ediciliğini artırıyor; böylesi hassas bir konunun ticari kullanımını zekice maskeleyerek iyi bir marka entegrasyonu örneğini veriyor. Üstelik film, herkes izleyebilsin diye Garanti’nin gösterim sponsorluğunda sadece 5 YTL..

Uygunsuz Gerçek, pek çok bakımdan tartışılıyor ve tartışılmaya devam ediyor. Tüm eleştiriler bir yana, Uygunsuz Gerçek adı üstünde pek çok global dengeleri uygunsuz bir biçimde deşifre ederek, gün-be-gün günlük hayatımızda bile hissettiğimiz küresel ısınma gerçeğini tüm “sıcaklığıyla” gündeme taşıma cesaretini gösteriyor. Alkışlar bu cesarete..

Bununla birlikte, filmin kendisinin düşündürdüğü bazı soru işaretlerini ve Uygunsuz Gerçek’in samimiyetine uygun olmadığını düşündüğüm bazı noktaların da altını çizmeden edemeyeceğim:

- Film, sunum teknikleri derslerinde materyal olarak kullanılacak kadar iyi kurgulanmış. Zaten film de bunu saklamıyor ve Al Gore’un sunumunun dünyanın tüm ülkelerindeki izleyiciler tarafından en iyi şekilde anlaşılmak üzere hazırlandığını ve tekrar tekrar revize edildiğini söylüyor.

- Film, propoganda teknikleri açısından da dikkatlice kurgulanmış: Film, baştan sona onlarca trendchart’ın desteğiyle küresel ısınma tehlikesinin boyutunu ve mantığını tartışmaya mahal vermeyecek bir kesinlikte ortaya koyuyor. Bu mantık ve data silsilesinin yanı sıra film, Al Gore’un başkanlık seçimleri sonrasında yaşadığı hayal kırıklığı, oğlunun hastalığı ve hayata yeniden dönüşü, çocukluğunun geçtiği çiftlikle ilgili flashback’leri filmin başından itibaren işleyerek, “Neden Al Gore?” sorusunu sormanıza izin vermeden Al Gore’un küresel ısınmaya karşı bayraktarlığının meşruiyetini duygusal olarak garanti altına alıyor.

- Uygunsuz Gerçek’in “Al Gore’un küresel bir lider olarak yeniden konumlandırılması” olarak düşünmeme sebep olan kırılma noktası ise filmde, küresel ısınmanın 11 Eylül kadar ve hatta ondan daha fazla tehlikeli olduğunu gösteren ve New York’un ve İkiz Kuleler bölgesinin sular altında kaldığını gösteren animasyon.. George W. Bush’un 11 Eylül saldırıları üzerine inşa ettiği güvenlik politikalarının karşısında Al Gore, kendi politik konumlandırmasını daha büyük bir tehlike olarak sunduğu küresel ısınma tehlikesine karşı mı geliştiriyor? İkiz Kuleler ve 11 Eylül sembol’üne karşı “Katrina Kasırgası”nı mı milad olarak kabul ediyor? Al Gore ve ekibi küresel ısınma gibi dünyamızı, bugünümüzü ve gelecek kuşakları ilgilendiren bir konsept’le ortaya çıkarak, dünyada farklı araştırmalarla ortaya konan Amerikan karşıtlığını absorbe edecek küresel desteği yüksek bir lider imajı mı yaratmak istiyor?

- Diğer yandan, tüm bu soruları bertaraf eden ipuçları da yine filmin içinde: Al Gore’un sunumunda Toyota gibi Uzakdoğu markalarına karşı Ford ve GM’i negatif bir algıyla sunması ve tütün üreticilerine gönderme yapması, Al Gore’un eski ekonomiye karşı açıktan pozisyon aldığını gösteriyor.

- Yine de Uygunsuz Gerçek’ten yola çıkarak Al Gore’un, Bill Clinton’ın izinden giderek eski ekonomiye karşı yeni ekonomiyi destekleyeceği gibi bir çıkarım yapmak, yeni medyacılar olarak bizleri elbette ki sevindirir. Hele ki küresel ısınma gibi bir gerçeğe karşı proje ve siyaset geliştirme iradesi geliştiriliyorsa..

Uygunsuz Gerçek’in ne kadar uygunsuz bir çıkış ve ne kadar gerçek bir konumlandırma olduğunu önümüzdeki günlerde izlemeye devam edeceğiz..
Uygunsuz Gerçek ve küresel ısınma ile ilgili daha fazla bilgi almak ve Al Gore ve ekibinin yeni çalışmalarını takip etmek için www.iklimkrizi.net ya da www.climatecrisis.net’i ziyaret edebilirsiniz.

14 Şubat 2007 Çarşamba

14 Şubat Sevgiler Günü

RAKAMLARLA SEVGİLİLER GÜNÜ ÇILGINLIĞI....


  • February 14 is the most important holiday for florists, accounting for 32% of annual sales.

  • 73% of people who buy flowers to send on Valentine's Day are male...only 27% are female.

  • California produces 60% of American roses, but the vast majority sold on Valentine's Day in the United States are imported...mostly from South America.

  • Approximately 110 million roses...the majority of them being red...will be sold and delivered within a three-day time period during the Valentine's Day celebrations.

  • 36% of males and 28% of females put off their Valentine's Day shopping until February 14 or the day before...64% of consumers will plan to do their shopping a week or more prior to the date.

  • Males tend to spend more money on Valentine's Day gifts than do females and are more likely to buy big-ticket items...the average amount spent being $95.00.

  • Approximately 3% of pet owners will give a Valentine's Day gift to their pet.

  • Approximately one billion Valentine cards are exchanged each year...the largest seasonal card-selling occasion of the year next to Christmas.

  • Most Valentine's Day cards (83%) are purchased by women. However, the number of cards purchased by men (currently 17%) is gradually rising, thought by some sources to be due to the fact that men often purchase two cards for their siginificant others...an amusing one and the obligatory romantic one which they believe is expected of them.

  • Half of all consumers prefer to receive a humorous Valentine, followed by a romantic greeting (31%) and then a more risque form of card (8.2%). More than one-third of women (36%) and 26% of males prefer to receive a romantic Valentine. 13% of males prefer a more sexy Valentine, whereas only 3.5% of women prefer this variety of card.

4P + P = NINTENDO WII

Şavaşta kazanan taraf olmaz derler ama bu “Yeni Nesil Konsol Savaşları” geçerliliğini yitirmiş durumda...

Yeni bir ürün geliştirirken yapılan pazar tahminlerinin, saha araştırmalarının önemi tartışılmaz olmakla birlikte aslında gerçek pazarı, değişen alışkanlıklar, kişileştirme akımları, inovasyon beklentileri, mor ineği, mor ineğin akıllısını ararken yanlış tanımlar durumuna mı düşüyoruz?


Nintendo yeni ürünü Wii ile bu soruyu bana kendi kendime sordurmayı başardı.
Konuyu yabancı olanlarınız için çoğumuzun çocukluğumuzda hayalini kurduğumuz ATARI’nin çok çok gelişmişi olan bu ürünlerde 3 tane büyük oyuncu bulunmaktadır.

Sony’in bugüne kadar ezici olarak sürdürdüğü liderliğini mütevazi rakibi Nintendo beklenmedik bir şekilde zorlmaya başladı. Donanım olarak daha kuvvetli, pazarlama bütçesi daha büyük, bir önceki ürünü ile zaten marketin yarısından fazlasına sahip olan Sony karşısında Nintendo pazarlamanın 4P’si(product(ürün), place(yer), promotion(promosyon), price(fiyatın) yanına 5. P’yi (People(İnsan)) ilave etti.

Microsoft ve Sony ürünlerini bu sektorün tüketicisi olarak gördükleri ileri teknoloji bağımlısı niş markete odaklamışken Nintendo aslında genç, yaşlı, erkek, kadın hepimizi hedefledi. Oyun konsoluyla oynamanın aslında anti-sosyallik olmanın değil sosyalleşmenin bir yolu olduğunu bize ispatladı.

http://www.youtube.com/watch?v=327f4hU1oVw

Nintendo’nun diğer farklılıkları arasında maliyet, WOMM(Ağızdan ağıza pazarlama), ve alternatif reklam mecra kanallarının etkili kullanımını sayabiliriz. Son olarak şu küçük hanımefendiyi izledikten sonra sizde de gidip bir Wii sahibi olma isteği oluştu mu? :)

P=People=Sen, Ben, O....

http://www.youtube.com/watch?v=_wczw4PlKuE

İSTANBUL’DAN BİR “SIR” GEÇTİ: “WPP CEO’SU SIR MARTIN SORRELL DYH BULUŞMA TOPLANTILARI 2007’NİN KONUK KONUŞMACISIYDI..”

WPP CEO’su Sir Martin Sorrell, Buluşma Toplantıları 2007 için İstanbul’da Doğan Yayın Holding’in konuğuydu. “Medya ve Reklam Dünyası’ndaki Değişimi Çözmek” başlıklı konuşmasında Sir, WPP’nin yakın gelecekte (1) Batı’dan Doğu’ya, (2) geleneksel medyalardan yeni medyalara stratejik olarak yönelimini ve (3) ölçülebilirliğin yükselişini öngörüyor..

Sir Martin Sorrell’in 12 Kasım 2002’de Financial Times’a verdiği bir buçuk sayfalık kısa söyleşi, son 4 yıldır temel referans ve vizyon metinlerim arasında yer alıyordu.. “A Manifesto For Media Neutrality” ismiyle yayınlanan bu söyleşi, pazarlama hizmetleri verenler ve alternatif tıp uygulayıcıları arasında bir analoji kurarak başlıyordu; çünkü her iki grup da her derdin devasının kendi mucize kür’lerinde olduğunu söylüyorlardı.. Bir pazarlama problemiyle doğrudan pazarlama hizmeti veren bir ajansa gittiğinizde problemin doğrudan pazarlama uygulamasıyla çözüleceğini; bir reklam ajansına gittiğinizde 30 saniyelik bir reklam spotuyla çözüleceğini söylüyorlardı.. PR, tasarım, satış promosyon vb pazarlama hizmetleri ajansları/şirketleri de her problemi, sundukları çözüm çerçevesinde aslında yeniden tanımlıyorlardı ve kendi mucize çözümleriyle karşınıza çıkıyorlardı.. Kısacası bazen “problemin tanımlanması, problemin kendisi haline gelebiliyordu”..

Bu söyleşide Sir Martin Sorrell, WPP bünyesinde bu geleneksel çözümleme “alışkanlıkları”nı aşarak çözüm “yollarına” değil “sonuçlara” odaklanmaya çalıştıklarını söylüyordu. WPP olarak iş süreçlerini “media-neutral” fikirler ve çözümler üretme üzerine nasıl geliştirmeye çalıştıklarının ipuçlarını veriyordu.. Bu metin/söyleşi, medya, medya planlama, pazarlama ve pazarlama iletişiminde “paradigma dönüşümü”nün (paradigm shift) yaşandığı bugünlerde güncelliğini ve değerini artarak koruyor..

Öyle ki bugün, bu paradigma dönüşümünü anlamaya (evet kelimenin tam anlamıyla anlamaya) çalışan ve kendi iş önerilerini bu yeni dünyada yeniden tanımlamaya ve konumlandırmaya çalışan medya-marka-reklam üçgenindeki ve bu üçgenle farklı köşegenler ve ağlar kuran tüm diğer pazarlama hizmetlerinde çalışan binlerce profesyonel, internet ve yeni teknolojiler alanlarından yeni aralarına katılan “collegue”leriyle birlikte bu “paradigma dönüşümü”nü farklı platformlarda bir araya gelerek tartışıyorlar.. Bu platformlardan biri 9 farklı konsorsiyumun birarada bulunduğu Digital Hollywood konferanslar dizisi. Bu konferanslar dizisinde bir araya gelen profesyoneller, “Minority Report” filmindeki “precog”lar gibi birlikte düşünerek yeni dünyanın değer üretme süreçlerini deşifre ediyorlar..

Doğan Yayın Holding’in (DYH) 3 yıldır düzenlediği “DYH Buluşma Toplantıları” da bu tarz platformların en iyi ve rafine örneklerinden biri. Gerçi DYH Başkanı Sayın Mehmet Ali Yalçındağ, bu buluşma toplantılarının ev sahibi olarak bu buluşma toplantılarını “Medyanın Davosu” olarak nitelendiriyor olsa da ben - bu toplantıların organizatörlerinin ve ev sahiplerinin affına sığınarak- ve daha ileri giderek bu toplantıların henüz içerik olarak olmasa da vizyon ve gündem olarak “Digital Hollywood” ve benzeri düşünce platformlarıyla aynı dalga boyunda olduğunu söylemekten kendimi alakoyamıyorum.. Zaten, bu yılki buluşmanın adının “Değişimi Çözmek” (Decoding the Change) olması ve katılımcıları arasında dünya medyasına yön veren WPP Ceo’su Sir Martin Sorrell, International Technologies Ventures Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Joseph Vardi, Paradigm International Başkanı Norman Aladjem, Egmont Grup İcra Kurulu Başkanı Steffen Kragh, CNN International Genel Müdürü Chri Cramer gibi isimlerin bulunması bu iddiamı teyid ediyor, diye düşünüyorum..

8 Ocak 2006 Cuma günü DYH Buluşma Toplantısı 2007’nin ikinci ve son gününde ilk konuşmayı Danimarkalı medya devi Egmont Grup’un CEO’su Steffen Kragh, gençlerle ilgili bir sunum yaparak gerçekleştirdi. Gençlik, hem bugünün tüketicileri hem de geleceğin dünyasının kurucuları olarak hiç olmadıkları kadar önemliydiler ve Sayın Kragh’ın sunumu, gençlik araştırmalarıyla ve gençliğin yeni teknolojiler ve yeni medyayla ilişkileri üzerine bildiğimiz ve bulguladığımız her şeyi yine bir araştırma çerçevesinde bir araya getiren açıklayıcı, özetleleyici ve tanımlayıcı bir sunumdu.

Toplantı başladığında, protokol sıralarında göz gezdirdiğimde “Sir”ün henüz salonda olmadığını fark ettim.. Sir Martin Sorrell salona Steffen Kragh’ın sunumunun son 5-10 dakikasında sessizce girerek kendisine ayrılan yere teşrif etti, konuşmasını yaptı ve kendisinden sonraki konuşmacının sunumunun ilk 5-10 dakikasında da salondan ayrıldı. “Ne de olsa Sir” denebilecek bir ağırlıkla..

Sir Martin Sorrell sözlerine de salona gelip gittiği gibi başladı: 12 saattir Türkiye’deyim ve 48 saat sonra Türkiye’den ayrılacağım, bu nedenle yerel medya ve ekonomi ile ilgili öngörülerde bulunamayacağım ancak WPP olarak nerdeyiz, yeni dünyayı nasıl anlıyoruz ve WPP olarak nereye gidiyoruz’u anlatmaya çalışacağını söyledi.

(Sorrell’in konuşmasına geçmeden önce şunu not etmek isterim: Bu konuşma, başta DYH’nin yayın organları olmak üzere farklı medyalarda yer aldı ve özetlendi. Her aktarma/yazma aslında yeni bir okuma’dır. Bu nedenle, aşağıdaki notları ve yorumları Sir Martin Sorrell’in konuşmasını geleceğin medya ve pazarlama hizmetleri dünyasıyla ilgili yeni bir brief alırcasına heyecanla ve her kelimesinde neredeyse bir hikmet ararcasına not etmeye çalışan bir pazarlama hizmetleri profesyonelinin notları olarak değerlendirmenizi isterim.)

“Medya ve Reklam Dünyası’ndaki Değişimi Çözmek” başlıklı konuşmasında Sorrell, makroekonomik vizyonunu da 6 temel başlıkta özetledi:

Ekonomik gücün Batı’dan Doğu’ya kayması: Sorrell, küreselleşme konusuna değinerek, “5 yıl önce Amerikalılaşma vardı. Şimdi küreselleşme ile ekonomik güç Batı’dan Doğu’ya doğru kayıyor” dedi.. Doğu’da Çin’in ve Hindistan’ın ekonomik güç olarak yükseldiğini belirten Sorrell, sadece China Mobile’ın yaklaşık 300 milyon abonesi olduğunu ve dünyanın en değerli 4. markası olduğunun altını çizdi.
Kapasite fazlası: “Ürün ve hizmetlerin ihtiyaçtan daha fazla üretilmesi ve sunulması sonucunda üreticilerin izleyebileceği 2 yol var: markalaşma ya da inovasyon.”
Web 2.0: “Internet iş yapış şekillerini ve modelleri değiştiriyor.. Örneğin düne kadar araştırmalar yüzyüze ya da telefonda yapılırken bugün internet üzerinden daha hızlı ve daha ucuz bir şekilde yapılıyor. Problem değişmeden tüketici içgörüsü ve pazarlama çözümü üretilebiliyor; internet panelleri sayesinde 24 saat içerisinde pazarlama sorularına cevaplar bulunabiliyor.”
İç iletişim: “Yöneticiler, özellikle birleşme ve satın alma operasyonları sonrasında iç iletişime fazla mesai harcamak zorunda kalıyorlar..”
Perakende markalarının yükselişi: “Örnek Wal-Mart, Tesco..”
Sosyal sorumluluk: “Şirketler sosyal sorumluluk faaliyetlerini yardım ya da iyi yurttaşlık adına değil tamamen marka farklılaşması adına yapmaya başlayacaklar ve bu nedenle sosyal sorumluluk projelerini daha fazla önemseyecekler. Örneğin Virgin’den R. Branson ve R. Murdoch “carbonneutrality” konusunda önemli bağışlar yapıyorlar..”

Sorrell bu makroekonomik öngörülerde bulunduktan sonra WPP olarak önümüzdeki yıllarda fonksiyon, içerik, finansal ve organizasyonel yapı olarak gerçekleştirmeyi hedefledikleri transformasyonu temel olarak üç başlıkta topladı:

BATI’DAN DOĞUYA…
Sorrell, reklam pazarında Asya, Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu, Orta ve Doğu Avrupa, pazarlarının gelecekte yıldızlarının parlayacağına işaret etti. “Şirketimizin durumunu coğrafyalara göre belirliyoruz. Latin Amerika, Asya, Afrika, Doğu Avrupa 5 ila 10 yıl içinde güçlenerek faaliyetlerinin 3’te 2’sini oluşturur hale gelecek. WPP, 10 yıl içinde bu bölgelere odaklanacak.” dedi..

GELENEKSEL’DEN YENİ MEDYAYA..
“Geleneksel aktiviteler, WPP’nin işinin hala %50’sini oluşturuyor. Önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde geleneksel aktivitelerin işimizin sadece 1/3’ünü oluşturmasını hedefliyoruz. Bu hedefte temel itici güç, teknolojik değişimlerin medyayı fragmante etmesi.”

ÖLÇÜLEBİLİRLİK. ÖLÇÜLEBİLİRLİK.. ÖLÇÜLEBİLİRLİK..
Ölçülebilirliğin öneminin altını tekrar tekrar çizen Martin Sorrell, “İşimiz reklam. 50 milyar doları medyaya satıyoruz. Bu yüzden ölçülebilirlik önemli” dedi. Creative’lerin buna şimdilik direndiğini, bununla birlikte -creative’ler beğensinler ya da beğenmesinler- yakın gelecekte bu direncin ekonomik baskılarla çözüleceğini, belirtti. “Müşteriler nereye ne harcadıklarını sorguluyorlar ve yeni teknolojilerin de yardımıyla yatırımlar daha kesin bir şekilde ölçümlenebilecek..” dedi.

Sorrell’in geleneksel’den yeni medyaya yönelmeyi ve ölçülebilirliği WPP’nin yakın gelecekteki 3 hedefinden ikisi olarak görmesi, medya, reklam, marka ve araştırma cephesinde kadife devrimin yakın olduğunun habercisi.. Bu paradigma dönüşümünün izlerini, ileriki yazılarda ve haberlerde sürmeye, deşifre etmeye, tanımlamaya ve modellemeye devam edeceğiz..